Osmanlı-Safevi ilişkilerindeki tartışmalı noktalardan biri de Şah İsmail'in hanımı Taclı Beyimin Çaldıran savaşında esir alındımı-alınmadımı meselesidir. Kızılbaş kaynaklarının inkâr ettiği bu iddiayı Osmanlı kaynaklarında geniş yer verilmiştir. Olayın namus, utanç ve şeref gibi ahlaki yönleri olduğundan, uzun süre iki taraf arasında psikolojik savaşın merkezinde yer almıştır. Azerbaycan tarihçilerine göre bu mesele gereğince araştırılmamıştır. Oysa Taclı Beyim Safeviler devletinin I Şah İsmail'den sonra siyasi arenasına ​​sahip en güçlü devlet adamı idi. O, Şah İsmail'in verdiği kararları bile değiştirme kudretine sahipti. oğlu Tahmasb adına devleti 16 yıl idare etmiş ve "Bacılar" (savaşçı kadınlar) ordusunun başında Çaldıran savaşında yer almıştır.

Yazarı bilinmeyen "Alem-ara-yi Safevi" adlı esere göre, Çaldıran savaşında I Şah İsmail'in mağlup olduğunu gören Taclı Beyim savaşa katılır. Ama durumun iyi olmadığını söyleyen İsmail ondan harp meydanını terk etmesini ister. Savaş sonrasında dergâhına çekilen I Şah İsmail ailesinden Taclı Beyimin durumunu haber alır. Ona "gelmediği, Tebriz'e gitmiş olabileceği" bilgisi verilir. Tebriz'e haber gönderen Kızılbaş şahı durumun araştırılmasını emreder. Bir gün sonra şaha Taclı Beyimin Tebriz'de olmadığı haberi iletilir. Haberi alan I Şah İsmail üzülerek şöyle der: "eğer namusumuz kayserin (Osmanlı sultanının – Ə.N.) eline geçtiyse, bize yaşam haramdır".

TAÇLI HANIMIN ASIL ADI BİGE

Taclı Hanım'ın asıl adı Bige. Kaynaklarda "Bige Hanım" olarak kutlanmaktadır. Bu kelimenin eski Türkçe "big / beg" (bey) kelimesinden oluştuğu bilinmektedir. "Taclı" ise onun lakabı idi. Bu lakap ona I Şah İsmail'le evlendikten sonra verilmiştir. Kaynaklar ondan "Taclı hanım", "Taclı Beyim" ve "Şah Bige hanım" olarak bahseder. Bige Hanım'ın soyu da tartışmalıdır. Avrupalı ​​tarihçiler (örneğin, İngiliz tarihçi RM Savori) Venedikli gezgin Angiolellonun verdiği bilgiye dayanarak Taclı beyimin Akkoyunlu sultanı Yakup'un kızı veya torunu olduğu konusunda hemfikirdir. Taclı Beyimin Mosullu kavminden olması ve bu topluluğun Akkoyunlu devletinin önde gelen gücünü teşkil etmesi Avrupalı ​​tarihçilerin iddiasını güçlendiriyor. Ama bu iddia geçersizdir.

Bir başka iddia ise İranlı yazarlar Muhammed Ahmet Pənahisimnani ve Mehmet Kerim Yusuf cemaliye aittir. Onlara göre, Taclı Beyim mumlu tayfasından Abidin Han'ın kızı ve Kızılbaşların cesur savaşçısı Durmuş Han'ın kız kardeşidir. Fakat bu iddia da doğru değildir. Muteber kaynaklara göre, Taclı Beyim mosullu kavminden Hamza Bey Bektaşlının oğlu Mihmad Bey'in kızıydı. Taclı Beyimin Akkoyunlu tayfasının mosullular dan olduğu kesindir. Güzelliği, cesareti, yiğitliği ve becerisi ile ünlü olan bu kadın hakkında Dede Korkut destanlarında yer alan hikâyelere benzer hayli bilgi vardır. Bu hikâyelerin birinde Taclı Beyimin güya kardeşi Durmuş hanla güreşmesidir ve onun sırtını yere vurduğu bildirilmektedir. Fakat bu bilgi inandırıcı değildir. Çünkü belirttiğimiz gibi, Taclı Beyim Durmuş Han'ın kardeşi değildir. Şah İsmail'le evlenmesi Taclı beyimin Şah İsmail'le evlenmesi hakkında iki rivayet vardır. Birinci rivayete göre, güya, Şah İsmail, Durmuş Han'ın yiğit bir kız kardeşi olduğunu duymuş ve onunla evlenmek istemiştir. Fakat şahın teklifine Taclı Beyim şu karşılığı vermiştir: "eğer koşuda atı atımı, yarışta oku okumu geçerse, güreşte sırtımı yere vura biliyorsa o zaman benimle evlenmez". Bu hikâye Dede Korkutun Banu Çiçek ile Bamsı Beyrek'in hikâyesine benziyor. Muhtemelen Kızılbaş kaynaklarına göre Taclı Beyimi Banu Çiçek’e benzetmek istediklerinden, böyle bir hikâye uydurmuşlardır. Şah İsmail ile Taclı Beyimin evlilik olayı tamamen farklı olmuştur. Şah İsmail Akkoyunluları ortadan kaldırdıktan sonra Akkoyunlu aşiretlerinden bazıları Murad Bey Cahan şahlı yönetiminde Firuzkuh bölgesine kaçmış ve Hüseyin Kiya Çelebi'ye sığınmışlardı. Kaçanlar arasında Taclı Beyimin de yer aldığı mosullu topluluğu da vardı. Hüseyin Kiya Çelebi Şii olmasına rağmen, Şah İsmail'in politikasını beğenmiyordu. Bu yüzden de İsmail'in taleplerine rağmen, kaçan Akkoyunluları ona teslim etmedi, hatta şahın elçisi İlyas Bey'i de idam ettirdi. Bundan sonra Şah İsmail üzerine sefere çıkmış, Hüseyin Kiya Çelebi'yi yenerek onun gizlendiği gülken ve Asta kalelerini aldı. Esir düşen Hüseyin Kiya Çelebi ise işkence ile öldürülmüştür. Kaledekilerin çoğu kılıçtan geçirilmiş, kalanları da esir alınmıştır. Esir alınanlar arasında Taclı Beyim de vardı. Şah İsmail Taclı Beyimi burada görmüş, beğenmiş ve onunla evlenmiştir. Kaynaklar bu evliliğin 1503 yılında gerçekleştiğini belirtiyorlar. "Cevahirul-exbar" adlı esere göre, Taclı Beyim kardeşleri ile birlikte Şah İsmail'in heremine alınmıştır.Hurşit bin Gubad el-Huseyniye göre, "şah onu (Taclı Beyimi – Ə.N.) inandığı adamlarından birine görevlendirdi. Bir süre sonra onunla evlendi. Ona Taclı Hanım adını verdi. Şah onu çok seviyordu. Onun sözü şah üzerinde o kadar etkili oldu ki, hatta saray ve devlet adamlarından kimse şahın gazabına gelirse, Taclı hanıma başvuruyordu ve böylece, ceza almaktan kurtuluyordu ".İngiliz tarihçi Roger M.Savoriyə göre, Taclı Beyim Hüseyin Kiya Çelebi'nin karısı olmuş, Şah İsmail ile 1504 yılında evlenmişti. Tarihçinin bu bilgiyi evvleki davası gibi tutarsızdır. Kaynaklar Taclı Beyimin Şah İsmail'le evlendiği zaman 14–15 yaşında olduğunu bildirirler.

First Lady,

 Bazı araştırmacılar güçlü kişiliği, etkili kararları ve becerisi ile Taclı Beyimi kızılbaşların "hanım sultanı" olarak adlandırırlar. Taclı Beyim hakkında verilen bu bilgi kaynaklarda’ da yer alır. Safevi tarihçisi Dal Münşi kazvini de yer alan bir bilgi Taclı Beyimin sarayda ve şah üzerinde ne derece etkili olduğunu belirtir. Yazara göre, Şah İsmail tarafından Herat hakimi olarak atanan Emir Han Mosullu Hindistan'da iktidarda olan Babür şahla gizli ilişkisi ortaya çıkan büyük din alimi Mir Muhammed Mir yusuf idam ettirmişti. Şah İsmail emirin bu hareketine çok öfkelenmiş ve öldürülmesini emretmişti. Ancak Emir Han Taclı beyime sığınmış, bu kadın onun af edilmesine yardımcı olmuştur.

Bazı tarihçiler Emir Han'ın Taclı Beyimin akrabası ve her ikisinin de mosullu kavminden olması sebebiyle af olunduğunu yazar. Ancak bu iddia yersizdir. Çünkü Taclı Beyim us taçlı kavminden olan Kadı Cahanı da şahın gazabından kurtarmıştır. Taclı Beyimin savaşcı bir kadın olduğu bilinmektedir. Bunu onun Çaldıran savaşına gönüllü gitmesi ve savaşta yer alması da onaylar. Cəlalzade Mustafa, Şükrü Bitlis'i ve Sucidi gibi Osmanlı müellifleri Çaldıran savaşında çok sayıda kadının esir düştüğünü yazıyorlar. Bazı kaynaklarda ise esir alınan kadınların hepsinin savaşçı oldukları kaydedilmektedir. Hatta birkaç kaynakta Şah İsmail'in ordusunda 10 bin savaşçı kadının olduğunu iddia ederler. Kuşkusuz, bu rakam abartılmıştır. Ama Safevi ordusunda savaşçı kadınların olduğu bilinmektedir. Sarmat kökenli "Amazonlar' a" benzetilen bu kadınlar Ahiliğin kadınlar örgütü olan "Bacıyani-Rum" a (Anadolu bacıları) bağlı idiler. Ahi Evren'in eşi Fatma Ana tarafından Anadolu'da kurulan bu kadınlar teşkilatı Osmanlı ordusunda da büyük rol oynamıştır. Türk kadınlarından oluşan bu örgütün Azerbaycan'daki kanadına, büyük ihtimalle, Taclı Beyim açmıştır. Çaldıran savaşında çok sayıda kadın askerin yer alması sadece bu şekilde anlatılmalıdır.

Çaldıran savaşı ve "Taclı beyimin esirliyi" meselesi

Osmanlı kaynakları Taclı Beyimin Çaldıran savaşında yer aldığını ve esir alındığını belirtiyorlar. Safevi kaynakları ise onun esir alınması hakkındaki bilgileri yalanlıyorlar. Aslında, bu konuda Osmanlı müellifleri oybirliği reyde değiller. Örneğin, "Tevarixi-âli-Osman" adlı eserde "Şah İsmail'in hanımlarını savaş meydanında bırakıp kaçtığı ve onların esir düştüğü" belirtildi. Ama yazar bu kadınların adını veremiyor. Şükrü Bitlisiye göre, Şah İsmail'in hanımı zırh giymiş ve savaş meydanına atılmıştı. Diğer Osmanlı müellifleri (Cəlalzade Mustafa ve sücudi) ise esir alınan kadınların güzelliğinden bahsediyorlar. Celalzade Mustafa'ya göre, esir alınan İsmail'in karısı Taclı, Sultan Selim'in huzuruna getirilmiş, o da bu kadını gazı-asker Tacızadə Cafer Çelebi'ye bildirir. Haydar Çelebi "ruzname" adlı eserinde esirler arasında altınla süslenmiş elbise giyen bir kadının yer aldığını ve yapılan araştırmalar neticesinde onun Şah İsmail'in karısı olduğunun ortaya çıktığını haber verir. Ona göre, bu kadın Osmanlı sultanının emri ile Tacızadə Cafer Çelebi'ye verilmiştir. Osmanlı tarihçisi Lütfi de aynı bilgiyi tekrar eder. Fakat Mir Mehmet Sekreterliği adlı başka bir tarihçi esir alınan şah karısının "emanet olarak Tacızadəyə verildiğini" bildiriyor. Ama bu yazarlar esir alınan şah karısının adı üzerinde durmaktadırlar. Sadece, Celalzade Mustafa ve Ali adlı tarihçiler esir alınan kadının Taclı Beyim olduğunu ve onun Mesih Paşazade tarafından esir alındığını belirtiyorlar.

Çaldıran savaşında Taclı Beyimin esir alındığı hakkında bilgilerin kaynağı Hoca Sadeddin Efendi idi. Öyle ki, aslen Akkoyunlular olan Hoca Sadeddinin büyükbabası İsfahanlı Hafız Muhammed Çaldıran savaşında yer almıştı. Hoca Sadeddinin babası Hasan Can da osmanlı ordusunda hizmet etmişti. Yani, yazarın bu bilgiyi hem babasından, duymuştu. Ama Hoca Sadeddin de eserinde iki farklı bilgiye yer vererek kendini yalanladı. Ona göre, Taclı Beyim savaşta esir alınmış ve Mesih Paşazadenin çadırına getirilmişti. Taclı Beyim ise burada üzerindeki değerli taş kaşları Mesih Paşazadeye vererek esaretten kurtulmuştu.

Leli-Böğrek

Taclı Beyimin esirlik hikâyesinde karşımıza çıkan sorunlu konulardan biri de onun değerli taşı hakkındaki hikâyedir. Kaynaklarda "Leli-Böbrek" adı verilen bu taş çok değerli bir mücevher olduğunu. Kadı Ahmet bu taşı "Lel-i Böğrek", Ebdi Bey Şirazi ise "Deve gözü" olarak adlandırır. Bu değerli mücevher, aslında, Akkoyunlu hazinesine ait olmuştur. Akkoyunlu devleti çöküşüne müteakip, hazinesi yağmalanırken lel mosullu aşiretinin beyi Emir Han'ın eline geçmiştir. Emir Han ise bu leli onu bağışlayan Şah İsmail'e armağan etmişti. Lelin kolye, yüzük, yoksa küpe olduğu belli değildir. Bazı araştırmacılar bunun "çift küpe" (küpe) olduğunu iddia ederler. Leli-Böbrek taşı hakkında halk arasında efsaneler oluşmuş ve bu efsaneler Osmanlı sarayına kadar gidip çıkmıştı. Şah İsmail Taclı beyimle evlendiğinde düğün hediyesi olarak bu değerli taşı ona hediye etmişti. Çaldıran savaşında bu taş Taclı Beyimin üzerindeydi. Taclı Beyimi Osmanlı kumandanı Mesih Paşazadenin (sadrazam Mesih Paşa ile karıştırılmamalı) adamları esir almışlardı. Taclı Beyim Mesih'in kontrolünde bir gün esir kalmıştı. Hoca Sadedinin dediğine göre, kadın Mesih Paşazadeye onu serbest bırakması karşılığında bu değerli taşı vermişti.

Safevi kaynakları Taclı Beyimin esir alınmadığını, savaştan sonra kaybolduğunu iddia ediyorlar. Türkiyeli ünlü tarihçi Faruk Sümer Osmanlı kaynaklarının iddialarının doğru olmadığını belirterek, Taclı Beyimin savaştan kaçıp Hoy hâkiminin evinde gizlendiğini, buradan Tebriz'e geldiğini ve buna Şah İsmail'in çok sevindiğini bildirir. Konu şuradadır ki, Osmanlı kaynaklarında Şah İsmail'in esir alınan diğer hanımların dan da bahsedilir. Örneğin, Kemal Paşazade esir alınan kadının İsmail'in hanımı Hülafe Hatun olduğunu ve bunun da Talış hadım Bey'in kızı olduğu. Bir başka kaynakta ise esir alınan şah hanımının Behruze olduğu belirtiyor. Sultan Selim'in Tacı zade Cafer Çelebi'ye verdiği veya emanet ettiği kadının da Behruze olduğu kaydedilir. Onun emanet olduğu, gazı olan Tacı zadenin bu tarihte çok yaşlı olmasından ve bir yıl sonra da (1515 yılında) ölmesinden anlaşılıyor. Ama başka bir iddiaya göre, Tacı zade Behruze tarafından öldürülmüş ve böylece idam edilmiştir. Behruze Şah İsmail'in birinci hanımıydı. Osmanlı kaynakları bu konu hakkında tam bilgiye sahip olmadığından kaynaklanmaktadır. Taclı Beyimin esaretten değerli taş vererek kurtulması inandırıcı değildir. Birincisi, esir alınan birinin üstündeki eşyaları kolaylıkla elinden alındığı bilinirdi. Ve şeriat yasalarına göre, bu eşyalar esir alana aitti. Öte yandan, Mesih Paşazadenin kıymetli taşa göre taçlı Beyimi tahliye etmesi mümkün görünmüyor. Çünkü bu hareketi onun ölümüne neden olabilirdi. Bu yüzden de Safevi kaynaklarının ve Faruk Sümer'in bilgiyi daha doğru ve inandırıcı kabul edilir. Bunu Taclı beyimle Şah İsmail'in 1515 yılında bir çocuklarının olduğu Şah Tahmasb tahta Taclı Beyimin çıkarttığı ve uzun yıllar yaşadığı hakkındaki bilgiler de teyit etmektedir.

Taclı Beyimin kimliği

Taclı Beyimin aşırı güzel olduğu kaydedilir. "Beyim" adı Safeviler devletinde kadınların taşıdığı en büyük lütuf olduğundan, onun birinci hanımı olduğu anlaşılıyor. Taclı Beyimin cesareti, yiğitliği ise tüm kaynaklar kaydetmiştir. Rahmani olduğu hususiyetiyle vurgulanmaktadır. Onun halkın şikâyetlerine ve sorunlarına karşı hassas olduğu belirtilir. Bu özelliklerine rağmen, Taçlının çok cimri olduğu da belirtiliyor. Değerli taşlara şaşırdım. Güzel görünmeyi ve değerli eşyalardan elbiseler giyinmeyi severdi. Ama cimriliği hakkında bilgi doğru değildir. Çünkü bütün servetini hayratlar uğruna harcamış ve vakıflara bağışlamıştır. Taclı Beyim aşırı sadık idi. Şah İsmail'e olan bağlılığı halk arasında "Şah İsmail ve Taclı Destanı" nın oluşmasına neden olmuştur.

Taclı Beyimin çocukları

Taclı Beyimin Şah İsmail'le izdivacından iki oğlunun dünyaya geldiği bilinir. Bunlar TAHMASB Mirza ve Behram Mirza idi. Onların bir kızlarının (Mehin Banu) da bulunduğu kayıt edilse de, bu bilgi kesin değildir. Ancak verilen diğer bilgilerde; Mehin Banu’nun Şah Tahmasb üzerinde güçlü etkisi olduğundan bahsedilir. O zaman bu bilgi doğru olabilir. Şah İsmail'in 1524 yılında vefatından sonra Taclı Beyim küçük yaşlı Tahmasb’ın elinden tutarak onu tahta oturtmuş ve Kızılbaş emirlerinin ona boyun eğmelerini emretmiştir. Şah İsmail'in çocuk sahibi olmak istemediği bilinmektedir. Ama ilk oğlu TAHMASB dünyaya geldikten sonra bu isteği değişmiştir. Şah İsmail'in 11 çocuğu olmuştur. Bunlardan TAHMASB ve Áÿışığı Taclı Beyimden, Sam'ın Behruze’dan, Alkasın Hancı Bacı Hanım'dan olduğu biliniyor. Rüstem ve Sultan Hüseyin'in anneleri hakkında ise bilgi yoktur. Kızları Peri Şirvan şah Sultan Halille evlenmiştir. Mehin Banu’nun taçlıdan dünyaya geldiği iddia ediliyor. Haneş Hanım'ın annesinin kimliği bilinmese de, bu kadının kabrinin Kerbela' da İmam Hüseyin'in mezarının yanında olduğu iddia edilir. Hayrunnisa adlı kızının (İsmail'in en büyük çocuğu olmasına göre) Behruzeden olduğu tahmin ediliyor.

Sürgün ve ölüm

Şah İsmail öldüğünde TAHMASB 10 yaşındaydı. Bu yüzden de devleti onun adına uzun yıllar annesi Taclı Beyim yönetmiştir. Emirleri o çıkarır, kararları o verir, devleti o idare ederdi. Taclı Beyim 16 yıl oğlu Tahmasb adına Safeviler Devleti'ni tek başına yönetmiştir. Ama anne ile oğul arasındaki ilişkiler 1539–40 yıllarında bozuldu. Kaynaklara göre, bu tarihte TAHMASB annesini zehirleyip öldürtmek istemişti. Bunda Tahmasb’ın hanımlarının ve kızlarının rolü olduğu ortaya çıkıyor. Muhtemelen, onlar haremde Taclı Beyimin hâkimiyetinden hoşnut değildiler.

Tebriz'de bulaşıcı veba hastalığı yayıldığı zaman TAHMASB haremdeki tüm kadınları şehirden uzaklaştırırken annesinin çıkmasına izin vermemiş ve bu hastalıktan ölmesini istemiştir. Ama Taclı Beyim bu hastalığa tutulmayınca, bu kez TAHMASB kızlarının tavsiyesi ile onu Şiraz'a sürgün ettirmişti. Taclı Beyim Tebriz'den Şiraz'a kadar olan yolu deve sırtında gitmiş ve yolda ağır hastalanmış. Oğlunun davranışı onu derinden sarstığından Şiraz'a vefat etmiştir. Başka bir bilgiye göre, Şiraz'daki İste har zindanına atılmış ve orada ölmüştür. Onu Şiraz'ın ünlü Selçuklu türbesi Bibi Hatuna defin etmişlerdir. Taclı Beyimin 1540–41 yılında vefat ettiği bildirilir. Öldüğünde ise 50–51 yaşlarında idi. Vasiyeti üzerine mal varlıkları hayır kurumlarına bağışlanmıştır.

Turkustan.info Ekber Necef

CEVAP VER

*