Ata babalarımızın Yurdu Altaylardan Anadolu’ya Ozan geleneği Türkün törelerinde yerini alarak günümüze kadar sazın atası olan kopuzla bütünleşerek gelmiştir. Onlar söyledikleri müziklerle kâh Türkün dertlerini, kâh yazdığı destanlarını, kâh isyan ateşinin dilini, kâh kul olmamak için insan onur ve haysiyetini söyledikleri sözlerle ifade etmişlerdir. Türk’ün şanlı tarihini farklı bir pencereden anlatmışlardır. İslam öncesi Gök Tengri inançlarında; Türkler tanımlanırken Onlar kafa ve karınlarıyla düşünmeyen, kalben düşünen Gök Tengri’ nin evlatları, İnsanlık âleminin seçkinleri olarak kulak nedir bilmeyen asaletiyle Tarihin efendisi olarak tanımlanır. Buda şu anlama gelir Onlar Gök Tengri’yi korkulan cezalandıran olarak değil bir baba ve evlat sevgisine dayalı saygı sevgi ve hoşgörülü yüce varlık olarak tanımışlardır.

 

İşte bu anlayış İslamiyeti kabule müteakip Özünden sapmadan her iki ilahi dinin sentezini yapan Türkmenlerce kopuz yani bugünkü deyimiyle sazın perdesine dökülen sözlerle, semahlarında İlahi döngüyü anlatmışlardır bizlere. Onlar hiçbir dönemde Zulmün saffında yer almamış, kul hakkından korkmuş, yalan, gıybet, hırsızlık, arsızlık bilmemişlerdir. İlahi Kitap Kuran’ı Kerimi 3 büyük ve anlamlı söz olan Eline, Beline, diline sahip ol sözleriyle perçinlemişlerdir.  Çoğu zaman Yobazların zulmüne uğrasalar’ da hakkın bildiğini kuldan saklamamışlardır.

 

Öyle’ ki; Hak bendedir Ben halkta sözleriyle idam edilen Hallaç’ı Mansur’da, Yobaz Sivas valisine isyan ederek açılın kapılar şaha gidelim sözleriyle idam edilerek gönüllerde yaşayan Pir sultan Abdal’da ve günümüze kadar gelen nice ozanlarda doğrunun kıvılcımıyla alevlenen isyan ateşinin pirleri olmuşlardır. Kalbiyle düşünen hak ozanları Bu mirasını Dedem Korkut’tan aldıkları mirasla yaşatmışlardır yüzyıllarca. Bu Miras öyle derin ve kutsal bir mirastır’ ki Türkün törelerini anlattıkları için Türk’e çağlar kapatıp çağlar açtıran, Ordularını coşturan Tarihin efendileri payesine ulaştırmışlardır. Bunun en güzel örnekleri Osmanlı İmparatorluğunun Ordu sistemini kuran Bektaşi Ocaklarının Gülbanklarında ve Mehter marşlarında’ da görüp izleyerek şahit olabilirsiniz.

 

 

Bugün Sizlere Ozanlarımızdan Hak Aşığı, Gönüller zakiri Âşık Mahsuni Şerifi anlatacağız. Âşık Mahsuni şerif; Ataları Pir sultan Abdal’ın dilinden toplumu anlatan Mahsuni 1940 yılında Kahraman Maraş’ın Afşin ilçesi Berçenek köyünde dünyaya gelmiştir. 1956 Yılında ilkokuldan mezun olan Mahsuni okul olmadığından Elbistan'ın Âlem Bey Köyü'nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur'an eğitimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.

 

1957 yılında Mersin Astsubay Okulu'na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzunî bu evliliği bir mektupla bitirir.

1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu' nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi'ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.

1961'de Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.

1971'de Mahzunî üçüncü eşi Fatma Hanım'ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları olur. Aynı yıl gerçekleşen askerî darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümetine yönelik 'Erim Erim Eriyesin' türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.

1972'de Gaziantep’teki evi kundaklandı. Ozanmız'ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.

1973 yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanır.

1962 – 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür…

1989 -1991 yılları arasında 'Halk Ozanları Derneği' genel başkanlığını yapmıştır.

1997 yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya'nın Ulm Şehrinde tedavi görür.

1998 yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı.

Birçok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldığı 8 kitabı bulunan Ozanımızın, Bektaşi Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. 2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Âşık Mahzunî Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ''Elhamdülillah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 2001 tarihinde DGM'de yapıldı.

2002 Mayıs ayının 17'si Mahzunî Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanya'nın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Şu an son ikametgâhı olan Hacı Bektaşi Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.

İnançsız ateist, alevi, dinsiz Kızılbaş gibi birçok iftiraya maruz kalan Ozanımızı anlamayan Yobazlar Günümüzde onun haklılığını anlamaya başlamışlardır. İlk kez Sömürgeci ve İnsan haysiyetini ayaklar altına alan ABD’ye yazdığı Amerika Katil, Katil, Türküsü tıpkı ata babası Dede korkutun verdiği kalbi mesajlarının aynısıdır. O Türk tasavvufunu çözen kalbiyle halisane yaşayan Türk Tasavvufunun da önderleri arasında yer almaktadır Kalbinde taşıdığı insanlık sevgisi ve hoşgörüsüyle Sözde ben bir insan olmaya geldim deyişi bizlere yaşamın mantığını ve yaratılışı Türkün öz diliyle anlatmıştır. İnandığı İslam dininin önderleri olan Hz Muhammed (S.A.V)’in Kerbelada zulüm gören katledilen evlatlarına methiyeleri ve mersiyeleriyle Ehlibeyt sevgisini Türkün kalbine yazmıştır. Onu dinleyenler İslam kavramının tamda karşılığı olan sevgi hoşgörü ve barışın tanımına ulaşırlar. Çünkü o insanın katlini vacip bilmeyen, 70 çeşit millete bir nazarla bakan hak aşığı olarak İslamı ve İslamın O yüce değerlerini Türk ün öz diliyle ifade etmiştir. Ruhun GÖK TENGRİ ye Uçmağ olsun ey yüce ozan Bu halk seni Hak divanında kıyamete kadar unutmadı ve unutturmayacak mekânın cennet makamın Kevser başında İmam Hüseyin (A.S)’ın yar ve yareni olsun.

1 YORUM

CEVAP VER

*