YİĞİT HALİL VE GÜLSÜM ANISINA DİKİLMİŞ ANIT

Asya’dan, Anadolu’ya Turan coğrafyasının hemen, hemen her yerinde Türkülerle yazdık hikayelerimizi Bu Türkü ise Anadolu da düşman işgalinin olduğu yıllarda Yiğitlerin ata köklerinden gelen asil kandan olsa gerek köleliğe ve kulluğa isyan ettikleri tarihin bir kesitinde yaşanmıştır. İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir delikanlı vardı. Mertti. İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdi. Çam yarması gibi, kaşı gözü, eli yüzü düzgün, cesurdu. Yiğitliği de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı” vardı.Halk düşmanı , astığı astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir eli balda.Sandal sefaları, gece alemleri…Etrafında etek öpenler, fedailik yapanlar…Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı yemeklerle donatılmış sofralar…

Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı. Bitez yalısında otururdu. Sahilde şipşirin bir köy. Köyün yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişler. Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e yakıştırıyordu. Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı. Bunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara layık.Halil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de çıkarlarına taş koyan Halil ‘e zarar vermek…

Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce. Hem güzel Gülsüm'e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlara. Kaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularını. Bir feryat, bir figan sarıp sarmalayıp götürdüler Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı, hızlı gelen sandal göründü. Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu. Bir yanda kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan Halil'in sandalı. Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim Çavuş. İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyor. Millet sahile dökülmüş yürekleri ağzında seyrediyor onları. Halil'in sandalı uçuyor gibi. İki sandal burun buruna geldi vuruşma başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm'ün figanı. İbrahim Çavuş'un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala haykırıyordu.”Gitti. Yiğit Halil gitti. Vurdular Halil'i.Kalleş Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.

Kolcuların sandalı Bodrum'a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil'in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu. Sonra sandaldan çıkardılar Halil’i. Oluk oluk kan akıyordu. İbrahim Çavuş'un kollarında verdi son nefesini. Sonra kalabalığı bir uğultu sardı. Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli. Bunların arasından da yanık içli bir ses yükseldi. Ağlayan,ağlatan…

Evet Yiğit Halil öldü ancak ona yazılan Türkü asırlara kazındı Dinlediğiniz bu güzel Türkü Hail İle Gülsümün aşkı için efelerin yüreğinden kopan mısralarla halk kültürümüze mal oldu.

CEVAP VER

*